The Boys 4 ve 5. sezonu hayal kırıklığına uğratmasına rağmen değerli bir yapım benim için. Bebekliğinden beri sevgiyle değil, camın ardından bakan gözlerle büyüyen Homelander abimiz ise yapımın en dikkat çeken karakteri. Laboratuvar ışıkları altında ölçülen bir deney, kusursuz olması gereken bir proje oldu hep. Kucağa alınmadan büyüyen bir insanın içinde oluşan boşluk, zamanla güçle doldu ama asla huzurla dolmadı. İnsanların alkışlarını duyduğunda bile, o seslerin gerçek sevgiyle değil korkuyla karışmış hayranlığı taşıdığını hissetti hep.
İçinde iki ayrı ses vardı: biri dünyanın önünde tanrı gibi duran o gülümseyen yüz, diğeri ise hâlâ karanlık bir odada bırakılmış küçük bir çocuğun sessiz öfkesi. Ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar güçlü görünürse görünsün, içindeki kırılganlık sürekli çatlaklardan sızdı. Reise ithafen senaristlerin bile vermediği saygıyı Kuf kalemiyle bir nebze olsun gösterdi diye düşünüyorum.
HE’S HERE